21. Yüzyılda Sinema

21. YÜZYILDA SİNEMA

 

SİNEMA NEDİR?

Sinemanın tanımı kişiden kişiye değişmekle birlikte sinemayı teknik olarak; görüntülerin veya çizilmiş desenlerin ışıkla bir perdeye düşürülerek hareketli görüntüler elde edilmesi temeline dayanan sanat dalı olarak tanımlayabiliriz. Teknik tanımlar herkesi sıktığı gibi beni de sıkmaktadır bu yüzden sinemaya öznel yorumlarımızı getirebilmemiz çok doğaldır.

Ben; sinemayı duygu ve düşünce durumlarımızı görüntülerle aracılığıyla ses, ışık, kamera vb. elemanları kullanarak izleyiciye aktarmak olarak tanımlamayı tercih ederdim. Bu kadar geniş bir tanım yapma nedenim her yönetmenin ve senaristin sinema yapma nedeni farklıdır bu yüzden bu kadar çok sinema akımı çıkar karşımıza. Daraltılmış bir tanım birçok farklı yapılış amacındaki filmi sinema çemberi dışında bırakır.

Filmleri seviyoruz çünkü sinema bize yaşayamadığımız ve asla yaşayamayacağımız şeyleri yaşama imkânı veriyor. Sinema sayesinde hiç tanımadığım insanlarla hiç gitmediğim yerlerde buluşabiliyorum. Sinema birden fazla hayat yaşamamı sağlıyor.

 

SİNEMANIN ORTAYA ÇIKIŞI

Sinemanın kökeninin, on altıncı yüzyılda, İtalyanların karanlık kutu deneylerine, on dokuzuncu yüzyılın çeşitli optik oyuncakları gibi bazı kaynaklara, diorama ve panorama gibi pek çok görsel gösteri uygulamalarına kadar uzandığı düşünülebilir. Hatta şahsi düşüncem antik çağlarda ateşin önündeki cisimlerin duvara yansıtılması ile yapılan şovların ilkel bir sinema olduğunu iddia etmek makul bir savdır. Kültürümüzde bulunan Hacivat ile Karagöz oyunlarını da böyle tanımlayabiliriz.

Ancak biz sinemanın ortaya çıkışından bahsederken “modern” sinemadan bahsetmeliyiz. Bu konuda ilk büyük adımı Edison 1891’de “Kinetoscope”un icadı ile attı. Bu alet resimleri hareket ettirerek, ona bakan kişinin hareketli resimler görmesini sağlıyordu. Lakin bu aletin sorunu küçük bir ekrandan tek kişinin izleyebileceği şekilde tasarlanmasıydı. Bu aletten ilham alan Lumiere kardeşler dev ekranlara yansıtılabilen bir alet icat etti.

Böylece “Modern Sinema”; Louis ve Anguste Lumiere kardeşlerin “Sinamatographe” adını verdikleri aygıtlarıyla 28 Aralık 1895 günü Paris’te Grand Cafe’de para ödeyen bir izleyici topluluğuna on film göstererek yaptıkları gösteriyle doğdu.

Auguste ve Louis Lumière

“Sinema geleceği olmayan bir icat”

Louis Lumière

SİNEMANIN GELİŞİMİ

Elbette sinema o zamanlar siyah-beyaz ve sessizdi. Zamanla yapılan birçok gelişme günden güne insanların sinemayı talep etmesini sağladı. Ama o gelişmeler içinde biri vardı ki sinema asla bir daha eskisi gibi olmadı. “Hollywood”. Hollywood’un gelişimiyle sinema daha büyük kitlelere yayıldı. Dünyanın en büyük eğlence sektörü oluştu. Bütün dünya sinema oyuncularına rağbet gösterdi. Ve böylece artık sinema tüm dünyanın kabul ettiği bir eğlence aracı haline geldi.

Zamanla birçok farklı ülkede farklı inançlardan insanlar, sinemaya kendi yorumlarını katarak bugünkü forma gelmesine kattı sağladı. Sinema, zaman zaman durağan dönemler geçirse de bugüne kadar sürekli artan endüstriyel bir pazar haline gelmenin yanı sıra kiminin duygusal bağ kurduğu, eğlendiği, vakit geçirdiği, gerçeklerden kurtulduğu; kiminin gerçeklerle yüzleştiği, dünyayı tanıdığı, edebi-felsefi fikirler edindiği sosyokültürel bir aktivite haline geldi.

 

Z KUŞAĞI VE SİNEMA

Y kuşağı dünyayı sinema ve televizyon ile tanıdı, Z kuşağı ise dünyayı internet üzerinden tanıyor. Bu da elbette sinemayı büyük ölçüde etkiliyor. 2000 sonrası doğan insanlar cep telefonlarında vakit geçirmeyi kalabalık sinema salonlarında film izlemeye tercih ediyor gibi görünüyor. Youtube ve sosyal medyanın yükselişi üzerine bir de Netflix gibi dijital platformlar eklenince sinema büyük ölçüde değişti. Benimde içinde bulunduğum Z kuşağının ciddi bir dikkat eksikliği bulunmakta ve zaman bizler için çok hızlı akıyor. Bu kadar hızlı ve sosyal medya sayesinde yana kaydırmaya alışılan bir hayat içinde kim nasıl saatlerce bir yere oturarak film izleyebilir ki? İşte tam da bu sebeple sinema kurguda kendini büyük ölçüde yenilemek zorunda kaldı. Lakin bu da yeni neslin sinemaya ilgisini toplayabilmiş değil. Sinema hâlâ bizler için fazla yavaş. Z kuşağı olan ben, neden sinemaya bu kadar aşığım anlayabilmiş değilim. Yapımcılar hem senaryoların hem kurgunun bugünün insanına göre yapılmasını istiyor hatta birçok yapım şirketi artık sinema filmi değil dijital platformlara film yapıyor. Bu dayatmayı kabul etmeyen, kendi istediğini yapma ya da sanat üretme kaygısı güden yönetmenlerse bu duruma katiyen karşı. Bu konuda en büyük duruşu Christopher Nolan gösterdi. Yıllardır çalıştığı dünyanın en büyük sinema şirketlerinden olan “Warner Bros”dan Warner Bros’un Matrix 4 dahil birçok filmini internette yayınlama kararı üzerine ayrıldı. Ona çok ciddi miktarda finansal yararı olan şirketi karşısına alan bir hamle yapması herkesi şaşırttı. Zaten Nolan başta Netflix olmak üzere birçok dijital platforma karşı olduğunu defalarca söylemişti. Onun yanı sıra Steven Spielberg ve Quentin Tarantino başta olmak üzere birçok büyük sinema ismi de sinemanın gidişatı hakkında kaygılarını ifade etmişti. Hatta Tarantino bırakın internetten film izlemeyi dijital projeksiyonu bile “sinemanın ölümü” olarak tanımlıyor.

 

SİNEMA NE OLACAK?

Sinemayı “kurtarmak” adına birçok girişime bulunmaya devam edilecektir elbette. Nolan ne olursa olsun sinemanın bitmeyeceğini düşünüyor. Onun gibi düşünen birçok isim nasıl televizyonlar çıktığında sinema bitmediyse sosyal medyada sinemayı yenemez diyor.

“Bana dendi ki bu ülkede tek bir sinema dergisi kalmış. İşte sinemanın öldüğünün bir kanıtı daha demek ki ilgi çekici değil çöküşün işareti. Sinemanın öldüğü tarihi de söyleyebilirim 1983’te uzaktan kumandanın çıktığı gün.”

Peter Greenaway

Aslında “Sinema bitiyor mu?” sorusu tarihte ilk kez sorulmuyor. Bizden çok önce yaşayan birçok sinemacı da o gün yapılan bazı yenilikler sonrası sinemanın biteceğini düşünmüştü. 2021’de hâlâ sinemaların olduğunu öğrenseler şaşkınlıklarını gizleyemezlerdi diye düşünüyorum. Belki de çok pesimistim bilmiyorum ama bu sefer gerçekten bitecek gibi geliyor. Tamam “sinema” dediğimiz şey bitmeyecek hâlâ insanlar sinemaya gidecektir. Ama zihinlerdeki manada sinema bitecek diye düşünüyorum. Artık insanlar filmlerdeki olayları, filmdeki karakterleri konuşmuyor aralarında. Sinemanın en çekici gelen yanı kolektif olarak yapılması ve ardından insanların deneyimlerini birbirlerine aktarmasıydı. Çünkü iyi bir film sinemada izlense de asıl film sinemadan çıkınca başlar. Kolektiflik olmadığı zamanda sinema büyüsünü kaybedebiliyor. Elbette her film için geçerli değil bu ama neredeyse bütün Hollywood filmleri için bu söylenebilir. Bu düşüncelerim nedeniyle sinemayı bitmekte olan bir “eğlence sektörü” olarak görüyorum. Yine de bu konuda kafam çok karışık.

“Peki sinema salonlarına ne olacak?” derseniz. Bence sinema opera gibi bir şey olacak. Sadece belli bir kesimin daha yüksek ücretler ödeyerek ayda 1-2 kere gittiği bir etkinliğe dönüşecektir. Diğer insanlar ise internetten film/dizi izlemeyi sürdürecektir. Tabii ki bunun için zaman var. Hatta daha ileri bir gelecekte (ama çok da ileri olmayan) internetten film izlemenin de biteceğini ve “VR Gözlükler” ile film izleneceğini düşünüyorum.

Böyle düşünsem de insanların nostalji sevgisi bazen kafamı karıştırıyor. Yıllar sonra sinemaya rağbet iyice azaldığında biri çıkıp da “ya bu eskiler ne güzeldi insanlar koca koca ekranlarda birlikte oturup film izliyordu. Şimdi böyle mi?” derse ve mutluluğu eskide arama uğraşına kapılmış insanlık bu fikre hemen ısınırsa “bitmiş bir sanatın yeniden doğuşu” diye yeni makaleler yazılır mı? Bu ihtimali de epey kuvvetli görüyorum. Bakalım zaman bize ne gösterecek. Yapabileceğimiz tek şey neler olacağını izlemek. Ne olursa olsun umarım yıllar sonra da film izleyebiliyor oluruz. Filmle kalın.

 

“Sinema dünyadaki en güzel hiledir”

Jean-Luc Godard

 

 

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir